3 Mayıs 2014 Cumartesi

Rahat Aklın Eleştirisi




Bırak diyordu içinden bir ses akışına bırak. Hâlbuki “işleri akışına bırakmak” durumun rutin haline dönmesinden çıkar sağlayacak olanlar tarafından uydurulmuş büyük, koca bir yalan gibiydi. Daha çok ressamlar tarafından korkunun eseri olarak resmedilmiş bir tablo. Korkaklar tarafından ardına sığınılan büyük bir kale. Öyle bir kale ki, arkadaşların desteğiyle bir surları yükselen, umutlarla kapıları güçlendirilen, hayallerle hendekleri kazılan, zaman geçtikçe büyüyen, genişleyen; ama sonrasında sadece zaman gibi kuvvetli bir düşman karşısında birdenbire hezimete uğrayan bir kale. ‘Akışına bırakmak’ gibi bir anlamsız beklenti yerine başarı, aşk ya da para (adını siz koyun) gibi soyut fakat en azından sınıflandırılabilir kavramları belirleyip bunlar için çaba sarf etmek daha ulaşılabilir bir gaye değil mi sizce?  Kalede tıkılı kalmak yerine meydan savaşına çıkmak, gerektiğinde müttefiklerinizle (ki bu durumda dostlarınız oluyor) istişare etmek, ihtiyaçlarınızı ve stratejinizi belirlemek, istediğinizi elde etmede daha erişilebilir bir yol sunuyor sanki. Aynı zamanda sizin dertlerinizi ya da isteklerinizi umursamayan, şikâyet etmenizden bıkan ya da sizi küçük gören şahıslardan da bu sihirli sözcük öbeğini sık sık duyabilirsiniz. “Abi akışına bırak.”  Hâlbuki kestirme yoldan gitmek yerine içinden geçenleri reel olarak dile getirse daha yardımcı olmaz mı? Teselli etmek, kırmamak ya da inanmamak adına yapılan hamleler uzun vadede daha büyük zararlarla karşılaşmamıza sebebiyet vermiyor mu? Bir şeyi mi satın almak istiyorsun? Al! Başarı mı istiyorsun? Elde et! Biriyle tanışmak mı istiyorsun? Tanış! Hiçbir şey yapamıyorsan bunlar için efor sarf et. Ama ‘akışına bırakma!’ Bunun için çabala, savaş, gerekirse meydanda öl ama kendi yarattığın kalende sonunu bekleme. Korkunun umutlarının önüne geçmesine izin verme. (Biraz daha emir kipiyle devam edersem azıcık popülaritesi olan, yazları kitap fuarlarına imza gününe giden, belediyelerin kültür merkezlerinde ufak çaplı seminerler veren kişisel gelişimci yazısına dönecek sanırım. Cidden etkilenenler varsa parmak kaldırsın bir şey deneyeceğim. Ama üslup çoğunlukla gaz veriyor bu da kabul ettiğimiz bir gerçek.)
Şaka maka blogu kişisel gelişim temasına sürükleyip ismini de Genç Adamsın yerine Nasıl Genç Kalabilirsiniz tarzında bir revizyona sokarak üniversitelerin itiraf sayfalarında paylaşırız. (sounds like a good plan, right?)
Her neyse; ben ki hoşlandığı kızı başkasına kaptıran adam, ben ki Sıla’nın Oluruna Bırak şarkısını fazla dinlemekten fiyaskoların tarihini yazmış adam, ben ki hobi olarak arkadaşlarına ‘Moruk o kız sana hayatta bakmaz’ diyerek onların gözlerinden yaşam pırıltısının kayboluşunu izleyen adam, ben ki sınavlarda ‘Boş ver müdür, hem çalışsan ne olacak’ diyerek kendisi evde gizli gizli çalışan adam,
Ben yakın geçmiş ve geleceğimden ecnebicesi ‘Let it flow’ olan bu fiiliyatı siliyor ve size de aynısını tavsiye ediyorum değerli Lihtenştayn Sakinleri.

Zaten, kim korkaklardan hoşlanabilir ki? 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder